



Hava öyle güzel ki! arabaya attığımız bisikletlerimizle bir an önce Akyaka’ya varmaya çalışıyorduk. Radarlara rastladıkça bir yandan da ceza yememek için oldukça dikkat etmeye çalışıyordum. Bu yılda “Gökova Pedallarımın Altında” gezecektim.
Gökova’ya inerken o muhteşem manzara adeta büyülüyordu. Birkaç ay önce Cumhurbaşkanlığı bisiklet turunda bisikletçilerin buradaki görünüşleri ve inişteki hızları ile helikopterden çekilen görüntüler çok muhteşemdi. Onlar aklıma gelmişti, buradan bisikletle özgürce inmek nasıl keyifli olurdu…
Benzinlikte gelecek olan grubu beklemeye koyulduk. En önden gelenin kim olduğunu anlayamadan ve o kadar seslenmemize rağmen tam pedal inişi çok güzeldi. Gruptan diğerleride gelmeye başlayınca ortalık bisikletçi kaynamaya başlamıştı.
Marka marka bisikletler, renk renk kıyafetler, Yurt dışından ve yurt içinden muhteşem neşeli kaynaşmış bir bisikletçi topluluğu tam toplanmışken birinin düşmesi bütün dikkatleri kaza yerine topladı.
Her bisikletçinin mutlaka bisikletin altın kurallarını öğrenmesi gerekli olduğunu bir kere daha anladım. Hızla inerken sıkılan ön fren düşmeye ve yaralanmaya sebebiyet vermişti.
Muğla’da yapılan toplantı ve törenin ardından Ula ziyareti oldukça neşeli geçen grubun burada morali bozulmuştu. Acil yardım aracı ile derhal hastaneye kaldırılan kişi içimizden bir arkadaşımızın kaardeşiydi.
Toparlanan grup kamp alanına doğru yola koyulmuştu. Çam ağaçlarının altında kurulan çadırlar çok hoş görünüyordu.
Akşam yemeği için toplandığımızda sohbetler iyice koyulaşmıştı. Ekmek arası mezgitleri yemeye başladığımızda Japon arkadaşlar sunumlarını hazırlıyorlardı.
Bu yıl Türkiye’de Japon yılı ilan edilmişti. Türkçe bilen Yumi ile Türkçe bilmeyen Hiro adlı iki Japon’umuz vardı. Oldukça keyifli geçen Japon kültürü adlı program bir kaç kişinin bandana kazanmasıyla son bulmuştu. Sabah Gökova’nın muhteşem manzarası eşliğinde çevireceğim pedalımın hayaliyle uyuyakalmışım.
Kahvaltı kuyruğunda etrafıma baktığımda yüzlerde oldukça keyifli bir gülümseme vardı. Kahvaltıdan sonra yola koyulmuştuk. Beklediğim an gelmişti. Pedallarımı manzarayı seyrederek çevirmeye başlamıştım. Denizin laciverti, mavisi, yeşili seyretmeye değerdi. 12 km sonra verilen çay molası yorulanlar için dinlenme fırsatıydı. Pedallar tekrar dönmeye başlamıştı.
Ahmet, Emin, Murat, Erdal, Günkut, Ayşe, Sibel, Hasan, Gökhan, Evren, Bülent, Semra, Osman, Halit, Serkan, Hiro, Yumi daha önceki turlarda birlikte olduğumuz ve yeni tanıştığımız adını yazamadığım bisikletçi topluluğu yaklaşık 154 kişi ile birlikte pedal çeviriyorduk.
Akbük’e geldiğimizde denizin serrin sularına bir anda kendini bırakan onlarca bisikletçi amele yanığı tarzında görünümleriyle hem güzel hemde komikti. Soğuk biralarda harcanan enerjinin yerini almıştı. Kimine göre uzun bir istirahat, uzun bir yüzme, uzun bir sohbet olmuştu. Yenilen yemeğin ardından çıkılacak olan yukuş oldukça güzeldi. Bu kadar yemek hazmedemeden yediklerinin geri gelmesiydi.
Yola koyulmuştuk, daha ilk metrelerdeki tırmanışta viteslerden çıkan sesler yolun bir hayli zor geçeceğini gösteriyordu. Bir çıktık, bir indik, bir çıktık Kultak köyündeki camide soluklandık. içilen soğukluk ve sıcaklıkların ardından pedallar bir daha dönmeye başladı. Bu dinlenme molasından sonraki durağımız Ören’di. Yol asvalt olmasına rağmen oldukça kötüydü. İnişler Kalabalık gruplar ve acemiler için oldukça zor oluyordu. İlk inişte yaşanana acemilik grubun moralini oldukça bozduğu için her inişte bu hatırlanıyor ve nasihatler havada uçuşuyordu. Bir indik bir indik Ören e vardık.
Osman Ustanın akşam yemeği için anlaştığı şirin balık lokantası bir anda bizim fasıl grubuna dönüşmüştü. Gözleri görmeyen arkadaşlardan birinin ud diğerinin ritim çalarak Muğla yöresinin türküleri ile bizleri çoşturması yoldan geçen arkadaşlardan da bir grubun da bize katılması çoşkuyu artırmıştı.
Sabah kahvaltıda verilen sıcak çorba çok iyi gelmişti. Ören’den ayrılırken gördüğümüz termik santral buraya hiç yakışmıyordu. Fotoğraf çekilirken yaptığımız işaretlerle protesto ettik. Uzun bir düz gidişten sonra çıktığımız yokuş beni kendime getirmişti.
Çökertme ye geldiğimizde buraya uğramadan gitmek beni bozmuştu. Neyse diyerek önümdeki 9 km lik rampaya doğru pedallarımı dödürmeye başlamıştım. Bir ara Gökova turuna katıldığım ilk turdaki çıkışım aklıma geldi. Öyle zorlanmıştım ki Mazı rampasının ilk metreleri işkence gelmişti. Oysa şimdi düz yolda gider gibiydim. Önden arabayla gönderilenler bu yokuşun tadını hiç bilemeyeceklerdi. Yokuşun sonundaki kahvede içilenlerin ardından gelecek olanlar bekleniyordu ki bizlerden bir kısım bisikletli hareket ederek Mumcular’a bir an önce varmak istiyorduk. Bundan sonrası oldukça keyifli bir yoldu. Çıkılan yokuştan sonra hız ve sürüş keyfi oldukça güzeldi. Mumculara geldiğimizde bir kaç kişiydik. Yapacak çok bir şey yoktu. Biraz uzandım, Serkan ın gelmesi keyifli olmuştu… Zeliş ananın dükkanının önündeki dut ağacının altında içilen kahveler, yenilen dutlar harikaydı. Serkan bu! neşe ve sohbet kaynağı…Bu arada gökyüzündeki bulutlar iyice kararmıştı. Bodrum’u arayarak hava nasıl diye sormam iyi olmuş.:)) Son anda arabayla gitmeye karar verdim. Hareket ettiğimizde yağmur damlaları dökülmeye başlamıştı. Biraz sonra da oldukça hızlı bir yağış bisiklet üzerindekileri oldukça ıslamıştı. Olumsuzluk giderek çoğalıyordu. yapacak fazla bir şey yoktu. Hani bizim yollarımız köstebek yuvası gibidir ya! bunun üzerine döşenen su boruları da yolun içine etmekte cabasıydı. Yağmur ve yolun bozuk olması keyifleri iyice kaçırmıştı. Durduğumuz kahvede birkaç kişiye ısmarladığımız çaylar içlerini çok ısıtmamıştı. Yola koyulduğumuzda tek tek gelen bisikletçiler grubun dağıldığının bir göstergesiydi.
Bodrum göründüğünde yağmur aynı hızla devam ediyordu. Trafik kilitlenmişti. Kamp alnında açık havada çadır kuramak mümkün değildi. Hemen pansiyonlara koşan bir grup duşalını almışlardı bile.
Akşam yemeği için toplanıldığında yağmurdan kaynaklanan serin hava yenilen yemeklerin ardından bir anda ısınmıştı. Bodrum belediyesi yetkililerinin ve sponsorların konuşmaları ardından Japon dostumuz Yumi ve Hiro nun güzel aktiviteleri çok hoştu. Herkes gecenin karanlığında bir tarafa dağılmıştı…
Sabah güneş yüzünü gösterdiğinde bir an düşünüp buradan geri dönme kararı almıştım. İlk defa bu turu tamamlayamıyacaktım. Biskletlilerin Datça feribotuna gelmesi, yerleşmesi ve kumanyaların dağıtılmasına kadar bekledim. Hareket zamanı gelmişti onlar için de benim için de. Kalbim onlarla Datça ya doğru hareket etmişti….Bende İzmir in yolunu tutmuştum.
Datça taraflarında hava yine kapatmıştı, yağacak gibi görünüyordu. Aldığım son haberde, yağmur dostları Datça’da yakalamış ve yine ıslanmışlardı… İki gün üst üste ıslanmak mutlaka fazla gelmiştir. Yapacak bir şey yok, bisikletçinin kaderi bu.. Aslında kıyafet olsa yağmur, çamur, kar dahi yağsa vız gelir…
Gökova Yarısı Pedallarımın Altında olmuştu bu tur benim için. Bu kadarı az olmuştu ama yinede çok keyifliydi benim için…
Emeği geçen, katılan, konuşan, çalıp söyleyen, dedikodu yapan, pedal çeviren, çay ısmarlayan, su ısmarlayan, sırasını veren, arabaya tutunarak yokuş çıkan, yağmurda ıslanan, bazen yemekleri bol kepçe veren, balık yiyerek rakı içen, sevgileri kucaklayan, şımarıklık yapan, ukalalık yapan, teknik hizmet veren, güvenlik sağlayan herkese teşekkürler… İyiki varsınız ve bu tur yapılmakta…
Sevgilerimle
Muhlis DİLMAÇ










More Options ...

Categories
Tag Cloud
Blog RSS
Comments RSS

Void
Life « Default
Earth
Wind
Water
Fire
Light 